
Cumhuriyetimizin Tapu Senedi Lozan Antlaşması; ülkemizin varlığını ve bağımsızlığını dünyaya kabul ettiren ve 16 Ocak 1699 tarihli Karlofça Antlaşmasından 224 yıl sonra uluslararası bir görüşme masasından başı dik kalktığımız tek antlaşmadır.
Bu Antlaşma aynı zamanda, 1. Dünya Savaşı galibi İtilaf devletlerinin mağlup devletlere dayattıkları antlaşmaların tek uygulanamayanı olan Sevr’i yırtıp atan Türk Ulusal Bağımsızlık Savaşı zaferinin eseri olması ile de tarihe geçmiştir.
Öte yandan Lozan, geçerliliğini 102 yıl sürdüren (sonsuza kadar da sürdürecek olan) ender uluslararası antlaşmalardan biridir.
Lozan Zaferimiz’ in bir diğer önemli yönü de; İstiklâl Savaşı’nda gerçekte kimlerle savaştığımızı, “yenilemez” bilinen itilaf devletlerinin ağır yenilgilerini ve Yunanistan’ın emperyalizmin maşası olarak Anadolu’ya sürüldüğünü gösterip kayda geçirmiş olmasıdır.
Ve tabii Lozan; Osmanlı Devleti’ni 400 yıl boyunca ekonomik esarete sokup yoksullaştıran kapitülasyonlara son vermesiyle tam bağımsızlığın ancak ekonomik bağımsızlıkla sağlanabileceğini göstererek mazlum milletlere örmek olmuş bir antlaşmadır.
İşgalciler ve iş birlikçilerinin 9 Eylül 1922’de İzmir’den denize dökülmesinden itibaren 10 gün içinde Anadolu hızla emperyalistlerden temizlenmeye başlandı. Telaşa kapılan emperyalistler ateşkes istediler. Mudanya’da 3 Ekim 1922’de başlayan ateşkes görüşme masasında İsmet Paşa’nın karşısında 3 emperyalist ülkenin temsilcileri oturuyordu; İngiltere, Fransa ve İtalya… Tek başına bu masa, Ulusal Kurtuluş Savaşı’nı gerçekte kimlere karşı kazandığımızın somut göstergesidir.
11 Ekim 1922’de imzalanan Mudanya Mütarekesi’nin ardından İngiltere’nin başını çektiği İtilaf Devletleri Lozan’da toplanacak Barış Konferansı için Ankara hükümetine çağrıda bulundular. Ama bir çağrı da İstanbul hükümetine yaptılar. Böylelikle, hem galip Ankara’nın gücünü azaltmayı, hem de Türkiye’de iki hükümet tanıdıklarını kabul ettirmeyi amaçlamışlardı. Bunun üzerine TBMM 1 Kasım 1922’de saltanatı kaldırarak ilk devrimi gerçekleştirdi. Meclis’teki ortak komisyon toplantısında tartışmaların saltanat yanlıları tarafından kasten uzatıldığını gören Mustafa Kemal Paşa önündeki sıranın üzerine fırlayarak şu tarihi konuşmayı yaptı:
“Efendiler; egemenlik, hiç kimsece, hiç kimseye, bilim gereğidir diye, görüşmeyle, tartışmayla verilmez. Egemenlik güçle, kudretle ve zorla alınır. Osmanoğulları Türk ulusunun egemenliğine zorla el koymuşlardı. Bu yolsuzluklarını 600 yıl boyunca sürdürmüşlerdi. Şimdi de Türk ulusu ‘artık yeter’ diyerek, bunlara karşı ayaklanıp egemenliğini eylemli olarak eline almış bulunuyor. Bu bir olupbittidir. Söz konusu olan ulusa egemenliğini bırakacak mıyız, bırakmayacak mıyız, sorunu değildir. Sorun zaten olupbitti durumuna gelmiş bir gerçeği açıklamaktan ibarettir. Bu, ne olursa olsun yapılacaktır. Meclis ve herkes sorunu doğal bulursa, sanırım ki uygun olur. Yoksa gerçek yine yöntemine göre saptanacaktır. Ama ihtimal bazı kafalar kesilecektir.”
Böylece Türk Ulusu’ nun tek temsilcisi olarak 11 Kasım 1922’de Lozan’a giden İsmet Paşa başkanlığındaki Ankara hükümeti heyeti, sonraya bırakılan Musul ve Boğazlar konuları dışında bütün tezlerini kabul ettirmeyi başardı. Konferansta en çetin tartışmalar kapitülasyonlar ve Osmanlı borçları üzerinde oldu. Bu nedenle 3 Şubat 1923′ de kesilen görüşmeler 23 Nisan 1923′ de tekrar başladı ve nihayet 8 ayın sonunda 24 Temmuz 1923 tarihinde antlaşma imzalandı.
Bu sonuç emperyalistleri hiç memnun etmedi. İsmet Paşa 50 yıl sonra, 15 Ekim 1973′ de TRT’de yapılan bir söyleşide bunu şöyle anlatmıştır:
“Lozan’da İngiliz Delegesi Lord Curzon ve Amerikan Delegesi ile oturuyorduk. Lord Curzon ‘Lozan’dan memnun ayrılmıyoruz. Hiçbir dediğimizi yaptıramadık. Harap bir memleket devralıyorsunuz. Bunu imar etmeyecek misiniz? Neyle, nasıl yapacaksınız? Para bir bunda (Amerikan delegesini işaret etti), bir de bende var. Geleceksiniz, para isteyeceksiniz, diz çökeceksiniz, reddettiklerinizin hepsini bir bir cebimden çıkarıp önünüze koyacağım.’ demişti. Bu konuşmamızı hiçbir zaman aklımdan çıkarmadım.”
Atatürk, İnönü ve Kemalist Devrimciler Curzon’un bu sözlerini hiç unutmadılar, hiç para istemediler, hiç diz çökmediler. Onlar; kurdukları Devleti namusla, akıl, bilim ve liyakatla yönettiler. “Her fabrika bir kaledir” diyerek ürettim seferberliğine giriştiler. 10 yılda her yaştan 15 milyon genç yarattılar. Tamamen milletin gücüyle yoktan var ettikleri Türkiye’yi uçak ihracatçısı 5 ve kendini doyuran 7 dünya ülkesinden biri yapmayı başardılar.
Ancak 1950’lerden itibaren ABD ve yancıları her fırsatta Lozan’da ceplerine attıkları reddedilmiş maddeleri teslimiyetçi sağ iktidarların önüne koydular, koyuyorlar.
Batı emperyalizmi 100 yıldır Lozan’dan vazgeçip Sevr zilletini kabul etmemizi dayatıyor. 2003 yılından bu yana da 21. yüzyıl Sevr’i olarak gündeme soktuğu BOP uyarınca ülkemizi bölmeye çalışıyor. Bu yolda işbirlikçi bulmakta da hiç sıkıntı çekmiyor. Yıllarca gizli maddeler sakızı çiğneyen Atatürk ve Laik Cumhuriyet düşmanları zerre sıkılmadan Lozan’ın “hezimet” olduğunu bile söyleyebiliyor.
Oysa Tarih bilimdir ve hükmünü vermiştir:

MANŞET
4 gün önceBODRUMYERELHABER
11 gün önceBODRUM
15 gün önceBODRUM
17 gün önceBODRUMYERELHABER
18 gün önceBODRUM
18 gün önceBODRUMYERELHABER
18 gün önceBODRUMYERELHABER
20 gün önceBODRUMYERELHABER
21 gün önceBODRUMYERELHABER
25 gün önceBODRUMYERELHABER
26 gün önceBODRUMYERELHABER
10 Şubat 2026
1
Bodrum Mandalin Festivali Bitez’de Gerçekleşti
6807 kez okundu
2
Gümüşlük’te festival güzel mesajlarla başlıyor
5216 kez okundu
3
Sansüre Kalem Kırdırmak: Bodrum Belediyesi’nde Kültür ve İfade Özgürlüğü Tehlikede!
4895 kez okundu
4
Başkan Tamer Mandalinci’den 10 Ocak Çalışan Gazeteciler Günü Mesajı
4768 kez okundu
5
Bodrum’lu Eski Muhtar ve Kore Gazisi Ali Delice Hayatını Kaybetti
4715 kez okundu